26 Mayıs 2013 Pazar

Niye Uyumuyorum Gecenin Bu Saatinde Ben

Niye uyumuyorum diyordum bende kendi kendime. Niye uyumuyorum acaba? Yarın sabah 7 de kalkamam gerektiği halde. Bir şey unutmuştum sanki. Düşünmeden oturdum bilgisayarın başına; bir saat boyunca televizyonda oyalandıktan sonra. Şimdi yazmaya başlıyorum ve kaderi gerçekleştiriyorum.

En çok kızdığım insanlar, hani şöyle laflar edenler vardır ya ''hayat sen üzgün olsan da geçecek üzgün olmasan da hayattan tat almaya bak.'' İşte o kişilere sinirleniyorum. Bu sözler belki de pes etmişliğin bir getirisidir; ama ne olursa olsun bunu söylemek yanlıştır. Çünkü hayat hiç bir zaman iyi bir yer olmayacak, her zaman iyileştirmek zorunda kalacağız. Bunu yapabilmek için çoğu zaman farkında olmak gerekir; ben kötü bir şeyler sezinlediğin de gülen insan hiç görmedim ya da mutlu olan, herkes bir yol aramaya koyulur o vakit.

Doğa'nın kuralları. Eskiden doğa deyince aklımda şöyle ılık rüzgarlı bir hava, çimenler ve temiz bir ortam aklıma geliyordu; aklıma artık sadece bir yargıç  geliyor. İnsan doğanın bir parçası ama beyni değil. Biz kendi vücudumuzu yaralayan asalaklarız. Bunu yapıyoruz ve bunun sonucunda cezalandırılıyoruz fakat cezayı Doğa'ya ihanet edenler değil, bazı etkilerle cahil bırakılmış insanlar çekiyor. Bu durum benim içimi sızlatıyor; Yani bir insanın başka bir insanı sınıflandırması, cezalandırması kısacası kullanması. Bunu insan üstü hiç bir varlık yapamamalı. Bilmiyorum belki çoğu kişi farkındadır kendimizin Nietzsche'nin dediği gibi bir yanına insan diğer yanına tanrı diyoruz. Bu sözün eş değer tanımını şöyle yapıyorum; bir yanımız dürtüsellikten diğer yanımız ise, sadece yorumdan ibarettir. Yorum insanın tam olarak olmasa da yapabildiği kendine özgü tek eylemidir. Dünya'daki yönetenlere, zulmedenlere, ihanet edenlere durum çok açıksa çoğu kişi üzülmez fakat onlarında yapabileceği hiçbir şey yoktu, salt gerekeni yapıyorlardı. Onların yorumlarını okuduğuzda bir saçmalık, bayağılaşmış bir basitlik göreceksiniz. Eylemler her zaman bir insanın yorumlarından daha üst tutulur bunun nedeni eylemlerin insanların  gözünde daha anlaşılmaya yatkın olmasıdır. Bu yolla insan şu şekilde düşünür; bunları yapabiliyorsa düşünceleri çok mühim olmalı.

Bitirmeden önce şu duruma da açıklık getireyim. Yorumlarda, insanın kaderi dışında olan bir şey değildir, dile getirilmeleri bakımından kendilerine özgüdür sadece. Kaderi etkilemede insanlar yorumları bakımından da işlevsizdir çünkü daha önce de belirttiğim gibi yorumları yaşadıkları durumlarla parelellik gösterir.

14 Mayıs 2013 Salı

Kurgular Bu Kadar Basit Olmamalı

Tekrar düşüncelerim, anlamsızlık, geleceğim ve yine buradayım. Yaşamım bu döngüden vazgeçemiyor; çok seviyor olmalı. Umutsuzluğa düşmem de bir hayır vardır diye düşünüyorum çoğu zaman; ama bu benim umutsuzluğumu gidersin diye mi, yoksa gerçekten böyle düşünmek istediğim için mi ?-Bir karara varamıyorum; ne yapayım öyleyse diyorum, bir çıkışa varamıyorum sonra; her zaman ki gibi. Sadece kendi dertlerimi deşip duruyorsam bu yalnızlığımdandır; karakterimin bütün sorunlarını sıralıyorum kendi kendime, sonra çözüm yolları arıyorum; dalıyorum, gidiyorum uzak bir yerlere daha doğrusu kaçıyorum çünkü bu gerçeği yani hiç bir şeyin benim elimde olmayışını bilmek, beni buna zorluyor. Herkes için bazı şeyler zorunlu hale gelmiştir. Ve insanlar sadece o eylemler üzerine eğilim gösterirler, sonucunu çıkarıyorum; benim için zorunlu olan ne olacak diye düşünüyorum ardından, ne olacak ? Umarım iyi bir şeyler benim için zorunlu hale gelir.

Bugün kitap okumuşluğu olan çoğu kişinin okuduğu'' Uçurtma Avcısı '' romanının son otuzuncu sayfasına geldim. Roman aslında benim için okuduğum övgülere baktıktan sonra önemli bir konumdaydı; fakat artık değil. Bu kadar basit olmamalıydı; yani kurgular bu kadar basit olmamalı. Bu bir roman diyorlar alıyorsun eline ve yüzüncü sayfaya geldiğinde, bütün hikayeyi zaten çözmüş oluyorsun. Bu kurgunun basitliği artık beni roman okumaktan uzaklaştırabilir dereceye gelmiş vaziyette. Romandan bana kâr kalan sadece bir mesajdır; ''Suç ve Ceza: kader, tüm yaşadıklarımızdır.'' Sefiller: soğuktan donmak ve açlıktan ölmek üzere değilsen haline şükretmelisin'' vesaire. Bunun dışında bir de genel kültürüm gelişir; ''Dostoyevski kim?'' diye sordular mı, hemen cevap verirsiniz şu kitabın yazarı, rus... Ama tek eksik yer kurgu bu kadar basit olmamalı; yıllar öncesinden iki tanış, yıllar sonra tekrar karşılaşırlar, birini kitabın sonlarına doğru sadece betimlemelerle tanıtırlar, ardından evet o kişi....idi der yazar; polisiye romanlarında ise, katil kitabın en başında verilmiştir ve roman baş kahramanının en yakınındadır, kitabın sonunda felsefe yazarın olmazsa olmazları arasındadır. Kurgular bu kadar basit olmamalı; çözüm yolu öneremiyorum ama bunu haykırmak istiyorum: '' Kurgular bu kadar basit olmamalı ! '' Ha şunu da belirteyim: Dostoyevski'nin kitabını örnek olarak gösterdim fakat o böyle basit bir kurguyu kitaplarında uygulamamıştı en azından okuduğum kitaplarında.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Deneme

Bundan baya önce bir yerde ''yazar tıkanması yok.'' diye bir şey duymuştum, o yüzden demene yapacağım.  Ben bir yazar mıyım? yada ne bileyim sürekli belirlediğim zamanlarda mı yazan biriyim? bir gün boyunca 30-40 sayfa yazabilirim miyim? veya 24 saatimin tamamını sürekli yazarak geçirebilirmiyim ?- Bilmiyorum. Bu denemeyi şu an yapmam bu sorumun cevabı olmayacak belki ama aklımda ve içimde hiç bir ışık yokken de yazabiliyormuyum görmemi sağlayacaktır diye umuyorum.

Ağzınızda ekşi bir tat varsa büyük ihtimalle uykudan uyanmışsınız demektir, güne berbat başlayacağınızın kanıtıdır ayrıca.Bu tadı veren kitaplarda var. Her şairin yada yazarın belirlediği konular oluyor ve sürekli o konular üzerine yazıyor. Tam olarak bilmemekle sadece 20 tane aşk yahut ta 20 tane polisiye romanı bulunan yazarlar vardır. Ben de böyle mi olacağım diye düşünüyorum, diyelim yazdım bende mi böyle sistemli bir şekilde ilerleyeceğim?- Bence insanın tüm hatırladığı derin hisler kitaba dökülmemeli, bilinci soyulması gereken bir banka gibi düşünmemek gerek. Ancak insanlara yararı olacağını düşündüğünüz bir şeyi yazmalısınız ki insanlar benim gibi düşünmesin. Kim bilir belki de onlar 40 tane yazacakken 20 kitap yazmışlardır.

''Her şeyi öğrenmek istiyorum'' deyip, yerinde öylece duran insan gerçekten istekli midir?-Bence kesinlikle değildir. İstek yıllardır insanın yanlış tasavvur ettiği bir şey. İstemek, istediğin şeyi dile getirmek değil, istediğin için çalışma eylemlerini devamlı olarak sürdürmek demektir. Hedefine ulaşamıyorsan eğer, yeteri kadar istemiyorsundur bu konu bu kadar basit. Bu yüzden her eylem bir sınav değil, bir ilgi ölçerdir benim gözümde. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim hiç bir şey bizim elimizde değil. Buradan da başka bir yazı çıkar ama neyse...

Vay be aklımda nelerde varmış. Bilinç altı gerçekten çok etkliymiş. *

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Yola Devam Sorun Yok

Anlamlarla, duygularla ve hepsinden çok hüzünle çatışmalar yaşayan ruhum ne kadar da çaresiz kaldı. Otobüsler bana ne büyük ızdırap yaşatıyor; sürekli yalnız olduğumu kafama kakıyor.-Evet ben yalnızım! Böyle yaşamayı öğrenmeliyim, ayrıca kararsızımda ne kadar doğanın tüm kokusunu hissedebliyorsam tüm bilincimle aynı biçimde de anlayamıyorum kimseyi. Bir dram başlatılmalı diye düşünüyorum çünkü gerçek bu: Drama ! Yazılmaya başlansın hayatın tüm dramları, sağlık problemleri, vakitsiz kayıplar, istenmeyen yalnızlık, maddi sıkıntılar... ve sonsuza dek sürsün yazılanlar. Böyle düşünmek benim için zorunlu bir hâl aldı artık. Bir dönemeç var önümde bağırmak, uzaklaşmak ve hezeyanlar savurmak farz olmuştur çünkü bana. Kimin umurunda ki ben ? '' Bir yalnız dedi ki: Gittim  gerçi insanlara, ama ulaşamadım'' diyor Nietzhsce. Nasılda güzel anlatmış tüm her şeyi, ama ne kadar da basit duruyor. Bu dram sonsuza dek yazılmalı, her dramatik düşünce rearkarnesini bulmalı bir kişide, unutmamalı sadece amacının yazmak olmadığını, bizim amacımız gerçekleri söylemek ve bir uyanış sağlamaktır.

Nereye gidiyorsun biraz daha kal diyemeceksin  kimseye hatta yüzlerine bakmaktan çekineceksin, biri sana soru sorduğunda buna şaşıracaksın, zaman senin alehine işlemeyecek sadece, bunun yanı sıra seni zehirlemeye devam edecektir. Ve etrafında bu yaşadıklarına rağmen aşk şarkıları dinleyen, hala aptal saptal sorunları olan insanlar göreceksin, sonra neden benim bu kadar pespaye hayallerin ve kederlerim yok diye soracaksın kendine yalnız dostum. Sorduğun sorulara cevaplar üreteceksin, bununla da yetinmeyip cevaplarının nedenlerini merak edeceksin. Sonrası, sonrası çaresizlik.Dostum, sen şu an belkide yalnız biri değilsin ama olursan eğer bunların hepsini yaşayacaksın bu senin seçimin olmadığı halde.