Yarın devam ederdim diyordum fakat öyle olmadı işte. Şu bahar aylarına gıcık oluyorum hemde fena halde. Ne güzel kışın zaten dışarıda fazla insan olmuyor, yağmur, kar yağıyor, herkeste bir umutsuzluk havası oluyor. Ben hep bu halde olduğum için kış bana normal, yaz ise melankolik geliyor. Güneşin açmasıyla piknikler, görüşmeler, hoplamalar ve zıplamalar havada uçuşuyor millette. Ben ise, hala ne yapabilirim, yapmam gerekenler neler...? diye düşünüyorum.
Ve artık olan son umutlarımı 21 yaşına girmeme az kala yitirmeye başladığımı hissediyorum. Ufaklıktan beri arkadaşlarımla bir gülümseyen fotoğrafımı göremezsiniz; çünkü bunu doğam kabul etmiyor. Onca pislik, fitne fesat ve adaletsizlikten sonra nasıl olur da o insanlarla fotoğrafta gülerek, eğlenerek gözükürüm; neden kendime yalan söyleyeyim ki ? Kendi kendime söyleniyorum belki bunları, kimsenin bundan haberi yok. Kimsenin beni salladığı falan da yok zaten. Çünkü ben kimseyi bu zamana kadar kırmaya çalışmadım. Neyim ben; bir derviş miyim? İnsanları sürekli anlamak zorunda mıyım, anladıktan sonra söylediklerinin nedenini öğrenip durumu iyileştirmeye mi çalışmalıyım? Neden sürekli bunu ben yapıyorum; Ben insan değil miyim amına koyayım?
Ettiğim yeminlerin sayısı çok fazla ama geçerliliği devan eden 1-2 tanedir sadece. Çünkü sürekli umutla kalkıp binlerce gün aynı istemediğim sonucu alıyorum. Vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiştir, bazı şeyleri kabul etmek gerekir. Hayatta yalnız yaşaması gereken insanlarda var demek ki ve ben bu insanlardan biriyim maalesef. Ayrıca anlayamıyorum da yaptıklarımı, bunca iğrenç insanları neden anlamaya çalışıyorum ve durumu iyileştirmeye çalışıyorum: Asaletse böyle asalet olmaz olsun, bu bir soyluluksa böyle soyluluk olmaz olsun. Gözlerim dünyaya kapandığı an ben kim olacağım acaba? Bir şeyler anlatılacak değerde bir insan göremiyorum artık. Bu durum beni benle baş başa bırakıyor. Size değil kendime anlatıyorum. Siktirin gidin. Artık umutlanmak istemiyorum; sizleri kafamda belirledim ve bir cahillik ise onuda kabul ederek, değerinizi hiç değiştirmeyeceğim.
25 Nisan 2013 Perşembe
17 Nisan 2013 Çarşamba
Nereye bakmayı denediysem bakamadım
Giriş kısmı ne kadar sıkıntılı bir bölüm. Nasıl başlasam, nasıl bağlasam.....Ne anlatacağım ki? diye sorular sormaktan vazgeçemiyor insan. Aslında her konudan bahsedebiliriz.
İşte yazma yetisinin gelişip gelişmemesiyle alakalı bir durum bu. Yazarlık nedir? diye soruyorum kendime. Ve verdiğim cevap şu oluyor: Düşündüklerini ''net'' olarak aktarma sanatı. Bu nasıl mı gelişiyor?-Doğru kelimeleri arayarak. Tabi ki netlik ölçüsünün de dereceleri vardır. Ama bu derece anlatılanı aklımızda tasavvur etmeye yetecek noktada değilse netlikten bahsedilemez. Sonuç: Yazar, anlattıklarını tasavvur etmemizi sağlayan kişidir.
Bugün çok dağınıktı kafam. Nereye bakmayı denesem bakamadım. Neden böyle oldum ben diye düşünüyorum; Nihilist mi oldum acaba, yoksa yorgunluk mu bu sadece? Otobüsler daha doğrusu yolculuklar beni hep inanılmaz bir sonsuzluğa, başıboşluğa itiyor. Dışarı bakıyorum. Ve insanların hepsi çok basit geliyor; Sokaklar, arabalar, dilenciler ve ağlayan insanları gözüme çarpıyor. Ben hiç bu kadar doğaya yakın olamadım; çocukluğumdan sonra sokakta ağladığımı; kavga, kızlara sarkıntılı ettiğimi....hatırlamıyorum.Bu durumun nedeni sadece bu. Ve inanır mısınız bunu şu an fark ediyorum.
Devam edecektim fakat biri beni susturdu. Yarın devam edersin diyor.
İşte yazma yetisinin gelişip gelişmemesiyle alakalı bir durum bu. Yazarlık nedir? diye soruyorum kendime. Ve verdiğim cevap şu oluyor: Düşündüklerini ''net'' olarak aktarma sanatı. Bu nasıl mı gelişiyor?-Doğru kelimeleri arayarak. Tabi ki netlik ölçüsünün de dereceleri vardır. Ama bu derece anlatılanı aklımızda tasavvur etmeye yetecek noktada değilse netlikten bahsedilemez. Sonuç: Yazar, anlattıklarını tasavvur etmemizi sağlayan kişidir.
Bugün çok dağınıktı kafam. Nereye bakmayı denesem bakamadım. Neden böyle oldum ben diye düşünüyorum; Nihilist mi oldum acaba, yoksa yorgunluk mu bu sadece? Otobüsler daha doğrusu yolculuklar beni hep inanılmaz bir sonsuzluğa, başıboşluğa itiyor. Dışarı bakıyorum. Ve insanların hepsi çok basit geliyor; Sokaklar, arabalar, dilenciler ve ağlayan insanları gözüme çarpıyor. Ben hiç bu kadar doğaya yakın olamadım; çocukluğumdan sonra sokakta ağladığımı; kavga, kızlara sarkıntılı ettiğimi....hatırlamıyorum.Bu durumun nedeni sadece bu. Ve inanır mısınız bunu şu an fark ediyorum.
Devam edecektim fakat biri beni susturdu. Yarın devam edersin diyor.
16 Nisan 2013 Salı
O kişi içimde ki
Tekrar yanındayım içimdeki ses. Senden ne kadar kaçmak istesem de bunu beceremiyorum ne yazık ki. Hep yanımda mı olacaksın? Hiç güzel şeylerden bahsetmeyecek misin? Bahsettiğin güzel şeyler ne zaman yalan, boş hayaller olmayacak? Ne zaman gözüme açık ve net gözükecek ilerisi? Yine de senden başka bir dost göremiyorum. Haklısın durum bu kabullenmek gerekli. Seninde elinden bir şey gelmiyor bunu anlamalıyım.
O benim içimde ve sürekli doğruları söylüyor; ama bu doğrular sadece benimle ilgili. Başka zamanda konuşmuyor zaten. Onun dediklerini yok saydığım çok zaman olmuştu. Şimdilerde onu dinliyorum sürekli; bana bir çıkış yolu sunmuyor, hatta belirsizlikleri gösteriyor desem yanlış olmaz. Doğru olanda bu zaten ilerisi için hiçbir şey belli değil. Ve bazen başka insanlara kulak vermeyi yeğliyorum. Baş başa kaldığımızda dediklerimde haklı olduğumu görmüyor musun? diyor. Ve uzaklaşıyor hemen oradan. Kendi kendime konuşuyorum saatlerce; yeni yeminler türetiyorum, tanımlar yapıyorum kendime. Sonra ne mi oluyor? Her şey olduğu gibi kalıyor.
Onun bana dayattığı kuralları saysam, bazı kısımları çok komik olur. Diğer kısımlar ise, çoğu uygulanması imkansız sözlerden ibarettir. Bir kaçını sıralayayım: Hiç bir zaman sohbeti başlatan, söz açan sen olma. Gereksiz konuşan insanların saçmaladıklarını fark ettirecek sözler söyle, Hiç bir zaman ağlama.(bunu senelerdir uyguluyorum), Hiç bir zaman yalnız kalma; kalsan bile bir meşgale bul kendine ve onunla uğraş, Gününün en az 5 saatini öğrenmeye ayır...Doğruları söylediğini fark ettiniz mi sizde? Bence bunların hepsi doğru. Ve ona yabancı kalmayı değil onunla arkadaş olmayı başarabilirsem eğer benim içim eminim ki huzurla dolacaktır.
O benim içimde ve sürekli doğruları söylüyor; ama bu doğrular sadece benimle ilgili. Başka zamanda konuşmuyor zaten. Onun dediklerini yok saydığım çok zaman olmuştu. Şimdilerde onu dinliyorum sürekli; bana bir çıkış yolu sunmuyor, hatta belirsizlikleri gösteriyor desem yanlış olmaz. Doğru olanda bu zaten ilerisi için hiçbir şey belli değil. Ve bazen başka insanlara kulak vermeyi yeğliyorum. Baş başa kaldığımızda dediklerimde haklı olduğumu görmüyor musun? diyor. Ve uzaklaşıyor hemen oradan. Kendi kendime konuşuyorum saatlerce; yeni yeminler türetiyorum, tanımlar yapıyorum kendime. Sonra ne mi oluyor? Her şey olduğu gibi kalıyor.
Onun bana dayattığı kuralları saysam, bazı kısımları çok komik olur. Diğer kısımlar ise, çoğu uygulanması imkansız sözlerden ibarettir. Bir kaçını sıralayayım: Hiç bir zaman sohbeti başlatan, söz açan sen olma. Gereksiz konuşan insanların saçmaladıklarını fark ettirecek sözler söyle, Hiç bir zaman ağlama.(bunu senelerdir uyguluyorum), Hiç bir zaman yalnız kalma; kalsan bile bir meşgale bul kendine ve onunla uğraş, Gününün en az 5 saatini öğrenmeye ayır...Doğruları söylediğini fark ettiniz mi sizde? Bence bunların hepsi doğru. Ve ona yabancı kalmayı değil onunla arkadaş olmayı başarabilirsem eğer benim içim eminim ki huzurla dolacaktır.
15 Nisan 2013 Pazartesi
Doğa ve İnsan
Bugün mükemmel bir güne uyanmadım; hatta geç bile kalktım. Dün ders çalışacağım diyordum ya çalışmadım. Ancak bu sabah 9 da bakabildim biraz oda işime yaramadı zaten; sınavdan kötü bir not alacağım büyük ihtimalle.
Neden bahsedeceğimi bilemiyorum şu an. Neden dem vursam...Ne anlatsam ? Belirsizliklerden bahsedeyim öyleyse. ''Doğanın şartları'' çok büyük bir anlam uyandırmıyordu bende ta ki bir soruyu görene kadar. Sonrasında Adolf Hitler' in hayatını bu doğanın şartlarına göre şekillendirdiğini öğrendim. Ve gerçekten doğanın koşullarına göre etkiler bırakmışsa insanlığa( yani ona göre bir dinsel safsata) bu nasıl bir çirkinliktir. Gerçekten söyledikleri yaptıkları doğanın şartlarına uygun. Bir kişi güçsüzse, ezilmek zorundadır yada yok olmak. Bu durumun tek bir açıklaması olabilir: İnsan değil de bir hayvan olduğunu kabul etmek. İnsan olmanın farklı bir getirisini sadece çok az insanda görebiliyoruz. Gerisi dürtüleriyle hareket eden hayvanlardan başka bir şey değiller. İnsan olmaya en yakın varlıklar ise, düşünürlerdir. Zira düşünme eylemini en çok gerçekleştiren onlardır. Bizi ayıran en önemli faktörü en çok kullanmak bizi daha insansı yapar. Fakat Türkiye' de düşünceye dair hiçbir şey göremezsiniz. İnsanların %90' ı söylenenleri tekrar eder. Ve batıl inançları, saçma düşünceleri sarsılmaz kutsal değerlere çevirirler. Gerçekten mantıklı konuşursanız ne diyor bu ? deyip sizinle dalga geçerler. Hayat bu kadar basittir onlara göre yemeğini ye uykunu al gerisi tamamen gereksiz. Gözlemlerime göre bu insanların psikolojilerinde herhangi bir bozulma olmaz. Çünkü hayvan olmayı kabullenmeyen insanların psikolojisi bozuluyor; bir nevi boyut atlama döneminde gerçekleşen depresyon sayılabilir.İnsan ne yazık ki bir hayvandan farksız değil. Bu kadar basit olmamalı sözümü üçüncü günde açıklamayı doğrusu bende ummuyordum. Ve büyük çaplı insan olma anlamında farklılaşma çabası henüz Dünya tarihinde gerçekleşmemiştir. Nedir bu çaba ne olabilir ve yahutta? Şöyle sıralayabiliriz; İnsanların her biri günde en az 2 saat kitap okumalı,1 saatini düşüncelerini anlatan bir yazı yazmaya ayırmalı. Coğrafya ve Felsefe konusunda tüm insanlar yeterli ölçüde yani çevresini ve insanı anlayacak kadar bilgiye sahip olmalı. Durum böyle olursa eğer kimse kukla olmayacaktır. Her kitap kendi düşüncelerini yansıtan biridir.Ancak herkes bu düşünceleri okuyarak kendi düşünme yeteneğini geliştirir; okuduklarını tekrar etmez hatta hatırlamaz bile. Şu anda durum ise, çok berbat bir vaziyette şunu diye bilirim ki insan olarak yaşayan insan sayısı Dünya' da % 5 civarındadır. Ha şunu da bildireyim insan söylediklerimi yaptığı zaman tamamen bir değişim geçirmez; bir yanı hep hayvan(dürtülere göre hareket eden) kalacaktır. Ama ulaşabildiği insansı mertebe emin olun ki çok şeyi değiştirecektir.
Neden bahsedeceğimi bilemiyorum şu an. Neden dem vursam...Ne anlatsam ? Belirsizliklerden bahsedeyim öyleyse. ''Doğanın şartları'' çok büyük bir anlam uyandırmıyordu bende ta ki bir soruyu görene kadar. Sonrasında Adolf Hitler' in hayatını bu doğanın şartlarına göre şekillendirdiğini öğrendim. Ve gerçekten doğanın koşullarına göre etkiler bırakmışsa insanlığa( yani ona göre bir dinsel safsata) bu nasıl bir çirkinliktir. Gerçekten söyledikleri yaptıkları doğanın şartlarına uygun. Bir kişi güçsüzse, ezilmek zorundadır yada yok olmak. Bu durumun tek bir açıklaması olabilir: İnsan değil de bir hayvan olduğunu kabul etmek. İnsan olmanın farklı bir getirisini sadece çok az insanda görebiliyoruz. Gerisi dürtüleriyle hareket eden hayvanlardan başka bir şey değiller. İnsan olmaya en yakın varlıklar ise, düşünürlerdir. Zira düşünme eylemini en çok gerçekleştiren onlardır. Bizi ayıran en önemli faktörü en çok kullanmak bizi daha insansı yapar. Fakat Türkiye' de düşünceye dair hiçbir şey göremezsiniz. İnsanların %90' ı söylenenleri tekrar eder. Ve batıl inançları, saçma düşünceleri sarsılmaz kutsal değerlere çevirirler. Gerçekten mantıklı konuşursanız ne diyor bu ? deyip sizinle dalga geçerler. Hayat bu kadar basittir onlara göre yemeğini ye uykunu al gerisi tamamen gereksiz. Gözlemlerime göre bu insanların psikolojilerinde herhangi bir bozulma olmaz. Çünkü hayvan olmayı kabullenmeyen insanların psikolojisi bozuluyor; bir nevi boyut atlama döneminde gerçekleşen depresyon sayılabilir.İnsan ne yazık ki bir hayvandan farksız değil. Bu kadar basit olmamalı sözümü üçüncü günde açıklamayı doğrusu bende ummuyordum. Ve büyük çaplı insan olma anlamında farklılaşma çabası henüz Dünya tarihinde gerçekleşmemiştir. Nedir bu çaba ne olabilir ve yahutta? Şöyle sıralayabiliriz; İnsanların her biri günde en az 2 saat kitap okumalı,1 saatini düşüncelerini anlatan bir yazı yazmaya ayırmalı. Coğrafya ve Felsefe konusunda tüm insanlar yeterli ölçüde yani çevresini ve insanı anlayacak kadar bilgiye sahip olmalı. Durum böyle olursa eğer kimse kukla olmayacaktır. Her kitap kendi düşüncelerini yansıtan biridir.Ancak herkes bu düşünceleri okuyarak kendi düşünme yeteneğini geliştirir; okuduklarını tekrar etmez hatta hatırlamaz bile. Şu anda durum ise, çok berbat bir vaziyette şunu diye bilirim ki insan olarak yaşayan insan sayısı Dünya' da % 5 civarındadır. Ha şunu da bildireyim insan söylediklerimi yaptığı zaman tamamen bir değişim geçirmez; bir yanı hep hayvan(dürtülere göre hareket eden) kalacaktır. Ama ulaşabildiği insansı mertebe emin olun ki çok şeyi değiştirecektir.
14 Nisan 2013 Pazar
Bu sefer gündüzken yazacağım
Neden bilmem böyle bir istek geldi birden bire. Yazar olmak için gerekenler diye bir yazı okumuştum ondan olabilir sanırsam; ''yazar olmanın en önemli şartı sürekli yazmaktır.'' diyordu zira. Nelerden bahsedeyim?-Sen söyle. Bilmiyorum nelerden bahsedeceğimi. En basiti bugün yaşadıklarını anlat. Ne lan bu bir rapor mu? Ben hissettiklerimi anlatacağım; en kolay yazı konusu: günlük.
Bugün de değişen pek bir şey yok aslında. Sınava çalışacağım birazdan. Sabah kalktığımda saat on iki buçuktu. Geç kalktığım günlerde her zaman daha aceleci davranırım ben. Bir yere mi yetişiyorum?- Tabi ki hayır. Bunu mantık çerçevesinde yapmıyorum zaten. Ruhum böyle benim. Bir yere yetişmeye çalışıyormuş gibi hareket ederim her zaman. Çok dakikimdir bu yüzden. Bu fena bir özelliktir; beni çıldırtır her seferinde. Öteki türlüsü daha fena olurdu belki bilmiyorum. Ben her defasında geç kalmam bir şeye. Ama bu sadece ulaşmak bakımından böyledir; ders konularını yetiştiririm, sınava, arkadaşlarımla buluşacağım yere zamanında giderim; Ama konuların hepsini tam anlamamışımdır, ne konuşacağımı ne yapacağımızı tam olarak belirleyememiş vaziyetteyimdir. Bu demek oluyor ki kendime çok kötü şekilde davranııyorum, saygısızlık yapıyorum; ama kimseyi engellemek istemiyorum. Ben böyle bir karakterim işte; insanlara hassasiyetle, kendime karşı umarsızca yaklaşırım. Geçen bir söz gördüm Facebook' ta, Dostoyevski'ye ait miş; Neydi dur bir bakayım."Herşeyden öte, kendine yalan söyleme. Kendine yalan söyleyen ve kendi yalanlarını dinleyen adam, içindeki veya etrafındaki gerçeği ayırt edememe noktasına gelir, ve hem kendine hem başkalarına olan tüm saygısını yitirir. Ve saygısı olmadan sevemez hale gelir." Bu sözü aramak tam 5 dk mı aldı. Bu sözleri okuduğumda daha da iyi anlıyorum bu durumun nedenini. Kendime yalan söylüyorum ve kendi kendimi kandırabiliyorum. Ama insanlar karşısında bu kadar başarılı değilim demek ki veya yalan söylemenin çok zor bir şey olduğunu bildiğimdendir.
Evet bu günlük, günlük yazım bu kadar. Ne diyeyim başka....Etkileyici bir son; Bu kadar basit olmamalı.
Bugün de değişen pek bir şey yok aslında. Sınava çalışacağım birazdan. Sabah kalktığımda saat on iki buçuktu. Geç kalktığım günlerde her zaman daha aceleci davranırım ben. Bir yere mi yetişiyorum?- Tabi ki hayır. Bunu mantık çerçevesinde yapmıyorum zaten. Ruhum böyle benim. Bir yere yetişmeye çalışıyormuş gibi hareket ederim her zaman. Çok dakikimdir bu yüzden. Bu fena bir özelliktir; beni çıldırtır her seferinde. Öteki türlüsü daha fena olurdu belki bilmiyorum. Ben her defasında geç kalmam bir şeye. Ama bu sadece ulaşmak bakımından böyledir; ders konularını yetiştiririm, sınava, arkadaşlarımla buluşacağım yere zamanında giderim; Ama konuların hepsini tam anlamamışımdır, ne konuşacağımı ne yapacağımızı tam olarak belirleyememiş vaziyetteyimdir. Bu demek oluyor ki kendime çok kötü şekilde davranııyorum, saygısızlık yapıyorum; ama kimseyi engellemek istemiyorum. Ben böyle bir karakterim işte; insanlara hassasiyetle, kendime karşı umarsızca yaklaşırım. Geçen bir söz gördüm Facebook' ta, Dostoyevski'ye ait miş; Neydi dur bir bakayım."Herşeyden öte, kendine yalan söyleme. Kendine yalan söyleyen ve kendi yalanlarını dinleyen adam, içindeki veya etrafındaki gerçeği ayırt edememe noktasına gelir, ve hem kendine hem başkalarına olan tüm saygısını yitirir. Ve saygısı olmadan sevemez hale gelir." Bu sözü aramak tam 5 dk mı aldı. Bu sözleri okuduğumda daha da iyi anlıyorum bu durumun nedenini. Kendime yalan söylüyorum ve kendi kendimi kandırabiliyorum. Ama insanlar karşısında bu kadar başarılı değilim demek ki veya yalan söylemenin çok zor bir şey olduğunu bildiğimdendir.
Evet bu günlük, günlük yazım bu kadar. Ne diyeyim başka....Etkileyici bir son; Bu kadar basit olmamalı.
13 Nisan 2013 Cumartesi
Sana ithafen
Evet sevgili dostlarım. Dostlarım derken hangi dosttan bahsettiğimi bende bilmiyorum ya her neyse. İçimde bir yerlerde beni dinleyen usta yazar sana ithafen yazılıyor bunların hepsi. Ne bekliyorsun ki benden?-Bilmem. Ne diye kafamı kurcalıyorsun yaz bir şeyler işte diye. Al geldim buraya yine gevezeliğim tuttu konuşuyorum kendimle. Samimiyim en azından değil mi ? Saçmalarken herkes samimidir; ama emin olun sürekli saçmalamayacağım. Samimi olarak anlatılmayan her şey emin olun ki kimseyi düşünmeden ve elden hiç bir şeyin gelmeyeceğini öngörerek gerçekleştirilmiştir.
İnsanlık tarihinin gelişimi bir acı, utanç mıdır esasında? Yoksa, efsanevi olaylar şeklinde gelişen bir destan mıdır? Marco Polo'nun geziler kitabı, coğrafi keşifler, Avrupa'nın diğer uygarlıklardan öğrendiklerini geliştirmeleri. Ve günümüzde hala gelişmekte olan nedir? İnsanlık değil elbette. İnsan, hala aynı insan bir nebze olsun değişmedi. Peki gelişen nedir? Bana bunun cevabını verin. Ülkeler, teknoloji, sanayi, bilim.... Yok olan ise, doğa; yani çarkı döndüren en önemli varlık. Onu yok etmeye mi çalışıyoruz? Gelişmeye mi? İhtiyaç fazlası üretimler; milyonlarca insan açlıktan ölüyor. İnsan denilen şey gerçekten hayvanlardan daha acımasız ve düşüncesiz; oysa ki düşünmek bizi hayvanlardan ayıran özelliğimiz değil mi ? Ve hiç kimsenin bunları düşünmesine fırsat verilmiyor. Düşünmemize fırsat verilmiyor çünkü. Okul, Aile, İş, İlişkiler bunların hepsi tamamen bir problem. Yani bizi bize unutturan şeyler. Ve gelişiyormuş gözünü sevdiğim dünyam. Şu an keyif çatıyor, yatağımda yatıyor olabilirim. Bu onların bana sağladığı bir kolaylıkta olabilir. Ama doğanın yok olması, dengelerin bozulması insanlığa zarar verecek.Bu şimdi olmuyor diye susamam.
Her gün anlatacağım işte böyle. Orada buradan. Ne gelirse aklıma. Gelmezse de bekleyeceğim. Bu istikrarı kısa bir süre sağlasam bile bir şeydir benim için.Keşke bu kadar basit olmasaydı deyip uzaklaşıyorum. Düşünün bakalım olmayan kimseler.
İnsanlık tarihinin gelişimi bir acı, utanç mıdır esasında? Yoksa, efsanevi olaylar şeklinde gelişen bir destan mıdır? Marco Polo'nun geziler kitabı, coğrafi keşifler, Avrupa'nın diğer uygarlıklardan öğrendiklerini geliştirmeleri. Ve günümüzde hala gelişmekte olan nedir? İnsanlık değil elbette. İnsan, hala aynı insan bir nebze olsun değişmedi. Peki gelişen nedir? Bana bunun cevabını verin. Ülkeler, teknoloji, sanayi, bilim.... Yok olan ise, doğa; yani çarkı döndüren en önemli varlık. Onu yok etmeye mi çalışıyoruz? Gelişmeye mi? İhtiyaç fazlası üretimler; milyonlarca insan açlıktan ölüyor. İnsan denilen şey gerçekten hayvanlardan daha acımasız ve düşüncesiz; oysa ki düşünmek bizi hayvanlardan ayıran özelliğimiz değil mi ? Ve hiç kimsenin bunları düşünmesine fırsat verilmiyor. Düşünmemize fırsat verilmiyor çünkü. Okul, Aile, İş, İlişkiler bunların hepsi tamamen bir problem. Yani bizi bize unutturan şeyler. Ve gelişiyormuş gözünü sevdiğim dünyam. Şu an keyif çatıyor, yatağımda yatıyor olabilirim. Bu onların bana sağladığı bir kolaylıkta olabilir. Ama doğanın yok olması, dengelerin bozulması insanlığa zarar verecek.Bu şimdi olmuyor diye susamam.
Her gün anlatacağım işte böyle. Orada buradan. Ne gelirse aklıma. Gelmezse de bekleyeceğim. Bu istikrarı kısa bir süre sağlasam bile bir şeydir benim için.Keşke bu kadar basit olmasaydı deyip uzaklaşıyorum. Düşünün bakalım olmayan kimseler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)