Bu nekahette sadece iki günlük tutmak istiyordum, nekahette miyim?-Onuda bilmiyorum; çünkü birinci günlüğümü tuttum, ikincisini yazmayı sabırsızlıkla ve ümitle bekledim; kendimce mutlu hayaller kurdum, yazacaklarımı tasarladım, geleceğimi düşündüm. Bu beklentiler içerisinde geçirdim bir aydan fazlasını. İlk başlarda tedirgin ve rahatsız edici bir halde değildim. Sonrasında aileme sürekli dert yanmaya başladım. Daha sonrasında ise, yani şu an hiç bir şeyi umursamıyorum. Diziler izliyor, kitaplar okuyorum. Okuduklarımda ve izlediklerim de insanın kendi varlığının sorumluluğunu üstlenememesini görüyorum. Bu durum karşısında öyle derin bir boşluğa düşüyorum ki kızacak birilerini arıyorum, bir suçlu görememek içimi sızlatıyor.
İnsan doğal yollarla meydana gelen kötü durumlardan daha çok yara almıyor; bu doğru. Ama şöyle bir sorun var: beş yaşındaki bir çocuğun babası kalp krizinden ölüyor, genetik bir hastalık nedeniyle bir kişinin organı alınıyor. Ve suçlayacak kimse yok, haksız çıkartılacak, lanet edilecek kimse yok... Yoksa gerçekten tanrıların hatalı olarak meydana getirip, sonradan terk ettiği bir dünya'da mı yaşıyoruz? Eğitim bilimleri, fen, sözel bilimleri, sistemler...geliştiriyoruz neden?-Herkes daha mutlu olsun diye. Peki, neden milyonlarca insan acı çekerek, hastalar parası olmadığı için ölüyor ve intiharlar neden hala devam ediyor; hemde değişen hiçbir şey olmamış gibi ? Bu sorunun cevabını elbette bulamıyorum. Ama bu tespitten yola çıkarak varacağınız bir çok sonuç olduğunu düşünmekteyim. İşte size çıkardığım sonuçlar: insan hayvan olmanın ötesine geçememiş durumda. Geliştirdikleri bilimleri yada icad ettiklerini, insanlığın gelişmesi olarak yorumluyorlar, bununla avunuyorlar. Ama bu insanlığın geliştiğini göstermez ki. Az önceki yazdıklarıma hanginiz itiraz edebilirsiniz, tespitim yanlış mı? İnsanlık mertebesi bilimlerin gelişmesi ve icatların bulunmasıyla yükselmez; bu ancak empatiyle sağlanabilir. İnsanlığın ilerlemesinin başlaması için tahminimce önümüzde bir yüzyıl var.
Empatiyi o kadar dar alanlarda kullanıyoruz ki. Tıpkı bana okulda öğretilen demokrasi gibi bu olguyu komik bulmama neden oluyor. 'Arkadaşlarınızla empati kurun.'' Neden sadece bana benzeyen kişilerle empati kuruyorum ki ? Ayrıca şurada da bir yanlış var: beyler, empati kendini kişinin yerine koymadır; fakat bunu yaparken sizin bazı düşüncelerden yani bencil düşüncelerinizden arınmanız gerekmez mi? Bir başkasının ruhunu anlamak için bu gereklidir; bu yüzden empati bir yetenektir. Yoksa yaptığınız: kendini onun yerine koymak olmaz; bu, o durum karşısında ben kalsaydım ne yapardımdır. Ah sevgili dostlarım, bu basitleştirme bizi birer hayvan haline getiriyor. Yazar sadece bir kelimeden sayfalarca bahsederken normal insanlar kelimelerin anlamını bile açıklayamıyor. Hassas olmayı kötü bir şey sanmayın, güçsüzlük olarak hiç görmeyin; çünkü ben sadece buna güç derim. Hassaslık, hislilik... Tıpkı hassas bir terazi gibi her kelimenin tüm parçalarını dikkate almalıyız.
Az önce anlattığım dünya, yakın çekimde ele aldığım trajedidir. ''Hayat uzak çekimde komedi, yakın planda trajedidir.'' diyen Chaplin'in kafası çok karışmış olmalı. Şu uzak çekimdeki görüntüyü hiç kimsenin göremediğini varsayıyorum; çünkü bu imkansız. Kendisi de yaşadığı umutsuzluk sonucunda yaşananların, kendi boyutunun üstünde komedi olarak algılandığını umut ettiğine inanıyorum; bende böyle umut ediyorum doğrusu. Şöyle bir şeyden de yola çıkmış olabilir: hayatımızın en sinirli olduğumuz anlarını geçmişte bıraktığımızda ve ardından onları hatırladığımızda çok güleriz. Ama bu sinirlilik anları komediye dönüşen trajedi değildir; benim bildiğim trajedi gereksiz yere sinirlendiğimiz zamanlar değil çünkü. Sonuç olarak: hayat bir trajedidir dostlarım. Tanrıların terk ettiği bir dünya'da yaşanan trajediye hayat deriz. Hayattan söz ederken herkesin hüzünlendiğini sizde fark etmediniz mi ?
Ben bu terk edilmiş yerde bir yapay dünya olduğunu, yaşananlardan çıkarılan sonuçlar; olması gerekenler yada reddedetme, kabullenmeler üzerine mantıklı sözcüklerle inşa edilmiş, beni büyüleyen ve hiç sıkmayan bir yaşamın var olduğunu fark ettim: edebiyat. Bu durumu kelimelere dökemiyordum, düşüncelerimi açıklayan bir yazı gördüm sonrasında. Georg Lukacs haklıydı: ''Roman, tanrıların terk ettiği Dünya'nın epiğidir.''
25 Aralık 2013 Çarşamba
16 Aralık 2013 Pazartesi
DUYGULAR
Sıkıldığımı söylüyorum etrafımdaki bir kaç insana; belkide haksızlık ederek. Sözlerimde bir umursamazlık belirtisi başladı bir kaç hafta önce, gördüğüm bir şeyin aklıma kazınması çok zor. Artık sadece bana bir şeyler hissettiren yerleri anımsıyorum, tasvirini yapabileceğim bir yüz göremiyorum.
Duyguların da tıpkı bir insan gibi doğduğu yerden etkilendiğini söyler :'' Honore De Balzac '' benim umudum başkasınınkinden daha hüzünlü ve daha uzun yaşayan cinsten olabilir. Bu doğduğu yerin doğasına bağlıdır; ne kadar zor şartlarda dünya'ya gelmişse o kadar güçlüdür. Bir hedefe doğru yürüyorsam çoğunlukta bu ben değilim, içimdeki yaşayan o duygudur ve beni etrafımdaki insanlara deli olarak göstermesini sağlayacak derecede kayıtsızlaştırabilir. Bu duygu: aşk, sevgi, inanç... olabilir.
İçimde yeşeren duyguların ne olduğunu henüz bilememekteyim; fakat çok zor anlar yaşadığımın farkındayım. Bu sıralar hissettiğim en derin duygu: yalnızlık; bunca acının eğitimi içinde birde farklı türde olan bir yalnızlığın doğması beni ürkütüyor. Serbest kalabilsem ve istediğim her şeye ulaşabilsem bu duyguyu öldürebilirim. Belkide o yalnızık içimde doğan bir duygu değilde acının beraberinde getirmiş olduğu bir kısmıdır; doğacak olan başka bir duygudur diye ümit ediyorum.
Duyguların da tıpkı bir insan gibi doğduğu yerden etkilendiğini söyler :'' Honore De Balzac '' benim umudum başkasınınkinden daha hüzünlü ve daha uzun yaşayan cinsten olabilir. Bu doğduğu yerin doğasına bağlıdır; ne kadar zor şartlarda dünya'ya gelmişse o kadar güçlüdür. Bir hedefe doğru yürüyorsam çoğunlukta bu ben değilim, içimdeki yaşayan o duygudur ve beni etrafımdaki insanlara deli olarak göstermesini sağlayacak derecede kayıtsızlaştırabilir. Bu duygu: aşk, sevgi, inanç... olabilir.
İçimde yeşeren duyguların ne olduğunu henüz bilememekteyim; fakat çok zor anlar yaşadığımın farkındayım. Bu sıralar hissettiğim en derin duygu: yalnızlık; bunca acının eğitimi içinde birde farklı türde olan bir yalnızlığın doğması beni ürkütüyor. Serbest kalabilsem ve istediğim her şeye ulaşabilsem bu duyguyu öldürebilirim. Belkide o yalnızık içimde doğan bir duygu değilde acının beraberinde getirmiş olduğu bir kısmıdır; doğacak olan başka bir duygudur diye ümit ediyorum.
10 Aralık 2013 Salı
BAŞLANGIÇ
Hayata açım, bilgiye susuz. Akıp giderken zaman gelişi güzel öylece bakmamalıyım yaşananlara. Sırtımdaki yükleri bırakmak için bir köşe ararken yola devam edemediğimi anlamalıyım artık. Birileri benden o yükleri bir yere götürmemi istiyordur. Belkide bundandır henüz uygun bir yer bulamamam. Kaybolmaktan korkardım öncelerinde yani özgür olamamaktan. Özgürlüğün tanımını bilmiyormuşum meğer. Yaptığım sıralı eylemlerin bir sisteme dönüştüğünü, benimde buna göre hareket etmemi özgürlük sanıyormuşum. Veda ettim parçalarıma. Acıydı doğrusu, sancılıydı o günler. Sonrasında...
16 Kasım 2013 Cumartesi
Ben Rahat Uyuyorum
Çok zor bir dönemden geçiyoruz, çoğu kişinin kör olduğu, gözü açık olanların ise, hasta olduğu bir dönemden. Hakikatin bulanıklaşması ve itibarsızlaşmasına yarayacak sayısız materyalin bulunduğu bir zamanda yaşıyoruz. Ve sonucunda vermiş olduğumuz emekleri hiçe sayıp, boş sohbetler ediyor ve gereksiz işlerle uğraşıyoruz.
Dün uykudan kalktığımda ''Gerçeği kimse değiştiremez!'' diye haykırdım. O kadar özlemle doluyum ki iyi olanın bilindiği ve taktir edildiği yaşama. İnsanın hiç bir değeri yokmuş meğer sizlere göre. Önemli olan sadece başarıdır diyenler, bizim değerlerimizin üzerinde bir yapının olduğunu unutmayın. Gerçek hep orada kalacaktır. Ve bizleri hiç bir zaman anlayamayacaksınız, o turkuaz rengini, hissedemeyeceksiniz! Ben rahat uyuyorum.
Dün uykudan kalktığımda ''Gerçeği kimse değiştiremez!'' diye haykırdım. O kadar özlemle doluyum ki iyi olanın bilindiği ve taktir edildiği yaşama. İnsanın hiç bir değeri yokmuş meğer sizlere göre. Önemli olan sadece başarıdır diyenler, bizim değerlerimizin üzerinde bir yapının olduğunu unutmayın. Gerçek hep orada kalacaktır. Ve bizleri hiç bir zaman anlayamayacaksınız, o turkuaz rengini, hissedemeyeceksiniz! Ben rahat uyuyorum.
6 Haziran 2013 Perşembe
Ellerimi Yıkamalıyım
Ellerimi yıkamalıyım. Kabullenmeliyim gitmem gerektiğimi bu yalan, anlamsız yerden. Sana borcum var belki de. Bilmiyorum ne dersin ben bulacağım gerçeği; yani ben, ben olmaktan çıkıp, arındırıp kendimi sadece bir gaye olacağım. Böyle hatırlanmak ister mi bilmiyorum başarmış her kişi ama böyle hatırlıyorum ben. Uzmanlaşmak derdim değil, sadece yapmam gereken anlatmak hakikati dürüstçe. Geçmişin sancısı ağır, ruhumun bağırışları hala kesilmiyor onu susturamıyorum artık, o da buradan gitmek istiyor.
Devam etmeyecekmiş gibi gelir bize güzel bulduğumuz bir şarkı, devam etmesin isteriz belkide ondandır onu yalnız bırakmamız, sevmemiz. Geleceğe gönderilmiş bir mektup olmak ne kadar kıymetlidir bilmiyorum ama benim değerlerim içerisinde kıymetliyse ne önemi var ki... Kendi dünyam olsun bu denli geniş bakamayayım, bu denli yorumsuz kalmasın hiçbir şey. Devamı gelir yarınların,şarkıların; geleceğe bir not bırakmak ister her iyi insan yada iyileşmiş insan. Çirkinliği ve kötülüğü kim hazmedebilir ki ? Hangi deniz ister bir gıdım kirlilik olsun suyunda? Bunun içindir çabalarımız, kaygılarımız ve karamsarlığımız; inanmak isteriz.
Devam etmeyecekmiş gibi gelir bize güzel bulduğumuz bir şarkı, devam etmesin isteriz belkide ondandır onu yalnız bırakmamız, sevmemiz. Geleceğe gönderilmiş bir mektup olmak ne kadar kıymetlidir bilmiyorum ama benim değerlerim içerisinde kıymetliyse ne önemi var ki... Kendi dünyam olsun bu denli geniş bakamayayım, bu denli yorumsuz kalmasın hiçbir şey. Devamı gelir yarınların,şarkıların; geleceğe bir not bırakmak ister her iyi insan yada iyileşmiş insan. Çirkinliği ve kötülüğü kim hazmedebilir ki ? Hangi deniz ister bir gıdım kirlilik olsun suyunda? Bunun içindir çabalarımız, kaygılarımız ve karamsarlığımız; inanmak isteriz.
26 Mayıs 2013 Pazar
Niye Uyumuyorum Gecenin Bu Saatinde Ben
Niye uyumuyorum diyordum bende kendi kendime. Niye uyumuyorum acaba? Yarın sabah 7 de kalkamam gerektiği halde. Bir şey unutmuştum sanki. Düşünmeden oturdum bilgisayarın başına; bir saat boyunca televizyonda oyalandıktan sonra. Şimdi yazmaya başlıyorum ve kaderi gerçekleştiriyorum.
En çok kızdığım insanlar, hani şöyle laflar edenler vardır ya ''hayat sen üzgün olsan da geçecek üzgün olmasan da hayattan tat almaya bak.'' İşte o kişilere sinirleniyorum. Bu sözler belki de pes etmişliğin bir getirisidir; ama ne olursa olsun bunu söylemek yanlıştır. Çünkü hayat hiç bir zaman iyi bir yer olmayacak, her zaman iyileştirmek zorunda kalacağız. Bunu yapabilmek için çoğu zaman farkında olmak gerekir; ben kötü bir şeyler sezinlediğin de gülen insan hiç görmedim ya da mutlu olan, herkes bir yol aramaya koyulur o vakit.
Doğa'nın kuralları. Eskiden doğa deyince aklımda şöyle ılık rüzgarlı bir hava, çimenler ve temiz bir ortam aklıma geliyordu; aklıma artık sadece bir yargıç geliyor. İnsan doğanın bir parçası ama beyni değil. Biz kendi vücudumuzu yaralayan asalaklarız. Bunu yapıyoruz ve bunun sonucunda cezalandırılıyoruz fakat cezayı Doğa'ya ihanet edenler değil, bazı etkilerle cahil bırakılmış insanlar çekiyor. Bu durum benim içimi sızlatıyor; Yani bir insanın başka bir insanı sınıflandırması, cezalandırması kısacası kullanması. Bunu insan üstü hiç bir varlık yapamamalı. Bilmiyorum belki çoğu kişi farkındadır kendimizin Nietzsche'nin dediği gibi bir yanına insan diğer yanına tanrı diyoruz. Bu sözün eş değer tanımını şöyle yapıyorum; bir yanımız dürtüsellikten diğer yanımız ise, sadece yorumdan ibarettir. Yorum insanın tam olarak olmasa da yapabildiği kendine özgü tek eylemidir. Dünya'daki yönetenlere, zulmedenlere, ihanet edenlere durum çok açıksa çoğu kişi üzülmez fakat onlarında yapabileceği hiçbir şey yoktu, salt gerekeni yapıyorlardı. Onların yorumlarını okuduğuzda bir saçmalık, bayağılaşmış bir basitlik göreceksiniz. Eylemler her zaman bir insanın yorumlarından daha üst tutulur bunun nedeni eylemlerin insanların gözünde daha anlaşılmaya yatkın olmasıdır. Bu yolla insan şu şekilde düşünür; bunları yapabiliyorsa düşünceleri çok mühim olmalı.
Bitirmeden önce şu duruma da açıklık getireyim. Yorumlarda, insanın kaderi dışında olan bir şey değildir, dile getirilmeleri bakımından kendilerine özgüdür sadece. Kaderi etkilemede insanlar yorumları bakımından da işlevsizdir çünkü daha önce de belirttiğim gibi yorumları yaşadıkları durumlarla parelellik gösterir.
En çok kızdığım insanlar, hani şöyle laflar edenler vardır ya ''hayat sen üzgün olsan da geçecek üzgün olmasan da hayattan tat almaya bak.'' İşte o kişilere sinirleniyorum. Bu sözler belki de pes etmişliğin bir getirisidir; ama ne olursa olsun bunu söylemek yanlıştır. Çünkü hayat hiç bir zaman iyi bir yer olmayacak, her zaman iyileştirmek zorunda kalacağız. Bunu yapabilmek için çoğu zaman farkında olmak gerekir; ben kötü bir şeyler sezinlediğin de gülen insan hiç görmedim ya da mutlu olan, herkes bir yol aramaya koyulur o vakit.
Doğa'nın kuralları. Eskiden doğa deyince aklımda şöyle ılık rüzgarlı bir hava, çimenler ve temiz bir ortam aklıma geliyordu; aklıma artık sadece bir yargıç geliyor. İnsan doğanın bir parçası ama beyni değil. Biz kendi vücudumuzu yaralayan asalaklarız. Bunu yapıyoruz ve bunun sonucunda cezalandırılıyoruz fakat cezayı Doğa'ya ihanet edenler değil, bazı etkilerle cahil bırakılmış insanlar çekiyor. Bu durum benim içimi sızlatıyor; Yani bir insanın başka bir insanı sınıflandırması, cezalandırması kısacası kullanması. Bunu insan üstü hiç bir varlık yapamamalı. Bilmiyorum belki çoğu kişi farkındadır kendimizin Nietzsche'nin dediği gibi bir yanına insan diğer yanına tanrı diyoruz. Bu sözün eş değer tanımını şöyle yapıyorum; bir yanımız dürtüsellikten diğer yanımız ise, sadece yorumdan ibarettir. Yorum insanın tam olarak olmasa da yapabildiği kendine özgü tek eylemidir. Dünya'daki yönetenlere, zulmedenlere, ihanet edenlere durum çok açıksa çoğu kişi üzülmez fakat onlarında yapabileceği hiçbir şey yoktu, salt gerekeni yapıyorlardı. Onların yorumlarını okuduğuzda bir saçmalık, bayağılaşmış bir basitlik göreceksiniz. Eylemler her zaman bir insanın yorumlarından daha üst tutulur bunun nedeni eylemlerin insanların gözünde daha anlaşılmaya yatkın olmasıdır. Bu yolla insan şu şekilde düşünür; bunları yapabiliyorsa düşünceleri çok mühim olmalı.
Bitirmeden önce şu duruma da açıklık getireyim. Yorumlarda, insanın kaderi dışında olan bir şey değildir, dile getirilmeleri bakımından kendilerine özgüdür sadece. Kaderi etkilemede insanlar yorumları bakımından da işlevsizdir çünkü daha önce de belirttiğim gibi yorumları yaşadıkları durumlarla parelellik gösterir.
14 Mayıs 2013 Salı
Kurgular Bu Kadar Basit Olmamalı
Tekrar düşüncelerim, anlamsızlık, geleceğim ve yine buradayım. Yaşamım bu döngüden vazgeçemiyor; çok seviyor olmalı. Umutsuzluğa düşmem de bir hayır vardır diye düşünüyorum çoğu zaman; ama bu benim umutsuzluğumu gidersin diye mi, yoksa gerçekten böyle düşünmek istediğim için mi ?-Bir karara varamıyorum; ne yapayım öyleyse diyorum, bir çıkışa varamıyorum sonra; her zaman ki gibi. Sadece kendi dertlerimi deşip duruyorsam bu yalnızlığımdandır; karakterimin bütün sorunlarını sıralıyorum kendi kendime, sonra çözüm yolları arıyorum; dalıyorum, gidiyorum uzak bir yerlere daha doğrusu kaçıyorum çünkü bu gerçeği yani hiç bir şeyin benim elimde olmayışını bilmek, beni buna zorluyor. Herkes için bazı şeyler zorunlu hale gelmiştir. Ve insanlar sadece o eylemler üzerine eğilim gösterirler, sonucunu çıkarıyorum; benim için zorunlu olan ne olacak diye düşünüyorum ardından, ne olacak ? Umarım iyi bir şeyler benim için zorunlu hale gelir.
Bugün kitap okumuşluğu olan çoğu kişinin okuduğu'' Uçurtma Avcısı '' romanının son otuzuncu sayfasına geldim. Roman aslında benim için okuduğum övgülere baktıktan sonra önemli bir konumdaydı; fakat artık değil. Bu kadar basit olmamalıydı; yani kurgular bu kadar basit olmamalı. Bu bir roman diyorlar alıyorsun eline ve yüzüncü sayfaya geldiğinde, bütün hikayeyi zaten çözmüş oluyorsun. Bu kurgunun basitliği artık beni roman okumaktan uzaklaştırabilir dereceye gelmiş vaziyette. Romandan bana kâr kalan sadece bir mesajdır; ''Suç ve Ceza: kader, tüm yaşadıklarımızdır.'' Sefiller: soğuktan donmak ve açlıktan ölmek üzere değilsen haline şükretmelisin'' vesaire. Bunun dışında bir de genel kültürüm gelişir; ''Dostoyevski kim?'' diye sordular mı, hemen cevap verirsiniz şu kitabın yazarı, rus... Ama tek eksik yer kurgu bu kadar basit olmamalı; yıllar öncesinden iki tanış, yıllar sonra tekrar karşılaşırlar, birini kitabın sonlarına doğru sadece betimlemelerle tanıtırlar, ardından evet o kişi....idi der yazar; polisiye romanlarında ise, katil kitabın en başında verilmiştir ve roman baş kahramanının en yakınındadır, kitabın sonunda felsefe yazarın olmazsa olmazları arasındadır. Kurgular bu kadar basit olmamalı; çözüm yolu öneremiyorum ama bunu haykırmak istiyorum: '' Kurgular bu kadar basit olmamalı ! '' Ha şunu da belirteyim: Dostoyevski'nin kitabını örnek olarak gösterdim fakat o böyle basit bir kurguyu kitaplarında uygulamamıştı en azından okuduğum kitaplarında.
Bugün kitap okumuşluğu olan çoğu kişinin okuduğu'' Uçurtma Avcısı '' romanının son otuzuncu sayfasına geldim. Roman aslında benim için okuduğum övgülere baktıktan sonra önemli bir konumdaydı; fakat artık değil. Bu kadar basit olmamalıydı; yani kurgular bu kadar basit olmamalı. Bu bir roman diyorlar alıyorsun eline ve yüzüncü sayfaya geldiğinde, bütün hikayeyi zaten çözmüş oluyorsun. Bu kurgunun basitliği artık beni roman okumaktan uzaklaştırabilir dereceye gelmiş vaziyette. Romandan bana kâr kalan sadece bir mesajdır; ''Suç ve Ceza: kader, tüm yaşadıklarımızdır.'' Sefiller: soğuktan donmak ve açlıktan ölmek üzere değilsen haline şükretmelisin'' vesaire. Bunun dışında bir de genel kültürüm gelişir; ''Dostoyevski kim?'' diye sordular mı, hemen cevap verirsiniz şu kitabın yazarı, rus... Ama tek eksik yer kurgu bu kadar basit olmamalı; yıllar öncesinden iki tanış, yıllar sonra tekrar karşılaşırlar, birini kitabın sonlarına doğru sadece betimlemelerle tanıtırlar, ardından evet o kişi....idi der yazar; polisiye romanlarında ise, katil kitabın en başında verilmiştir ve roman baş kahramanının en yakınındadır, kitabın sonunda felsefe yazarın olmazsa olmazları arasındadır. Kurgular bu kadar basit olmamalı; çözüm yolu öneremiyorum ama bunu haykırmak istiyorum: '' Kurgular bu kadar basit olmamalı ! '' Ha şunu da belirteyim: Dostoyevski'nin kitabını örnek olarak gösterdim fakat o böyle basit bir kurguyu kitaplarında uygulamamıştı en azından okuduğum kitaplarında.
9 Mayıs 2013 Perşembe
Deneme
Bundan baya önce bir yerde ''yazar tıkanması yok.'' diye bir şey duymuştum, o yüzden demene yapacağım. Ben bir yazar mıyım? yada ne bileyim sürekli belirlediğim zamanlarda mı yazan biriyim? bir gün boyunca 30-40 sayfa yazabilirim miyim? veya 24 saatimin tamamını sürekli yazarak geçirebilirmiyim ?- Bilmiyorum. Bu denemeyi şu an yapmam bu sorumun cevabı olmayacak belki ama aklımda ve içimde hiç bir ışık yokken de yazabiliyormuyum görmemi sağlayacaktır diye umuyorum.
Vay be aklımda nelerde varmış. Bilinç altı gerçekten çok etkliymiş. *
Ağzınızda ekşi bir tat varsa büyük ihtimalle uykudan uyanmışsınız demektir, güne berbat başlayacağınızın kanıtıdır ayrıca.Bu tadı veren kitaplarda var. Her şairin yada yazarın belirlediği konular oluyor ve sürekli o konular üzerine yazıyor. Tam olarak bilmemekle sadece 20 tane aşk yahut ta 20 tane polisiye romanı bulunan yazarlar vardır. Ben de böyle mi olacağım diye düşünüyorum, diyelim yazdım bende mi böyle sistemli bir şekilde ilerleyeceğim?- Bence insanın tüm hatırladığı derin hisler kitaba dökülmemeli, bilinci soyulması gereken bir banka gibi düşünmemek gerek. Ancak insanlara yararı olacağını düşündüğünüz bir şeyi yazmalısınız ki insanlar benim gibi düşünmesin. Kim bilir belki de onlar 40 tane yazacakken 20 kitap yazmışlardır.
''Her şeyi öğrenmek istiyorum'' deyip, yerinde öylece duran insan gerçekten istekli midir?-Bence kesinlikle değildir. İstek yıllardır insanın yanlış tasavvur ettiği bir şey. İstemek, istediğin şeyi dile getirmek değil, istediğin için çalışma eylemlerini devamlı olarak sürdürmek demektir. Hedefine ulaşamıyorsan eğer, yeteri kadar istemiyorsundur bu konu bu kadar basit. Bu yüzden her eylem bir sınav değil, bir ilgi ölçerdir benim gözümde. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim hiç bir şey bizim elimizde değil. Buradan da başka bir yazı çıkar ama neyse...
Vay be aklımda nelerde varmış. Bilinç altı gerçekten çok etkliymiş. *
8 Mayıs 2013 Çarşamba
Yola Devam Sorun Yok
Anlamlarla, duygularla ve hepsinden çok hüzünle çatışmalar yaşayan ruhum ne kadar da çaresiz kaldı. Otobüsler bana ne büyük ızdırap yaşatıyor; sürekli yalnız olduğumu kafama kakıyor.-Evet ben yalnızım! Böyle yaşamayı öğrenmeliyim, ayrıca kararsızımda ne kadar doğanın tüm kokusunu hissedebliyorsam tüm bilincimle aynı biçimde de anlayamıyorum kimseyi. Bir dram başlatılmalı diye düşünüyorum çünkü gerçek bu: Drama ! Yazılmaya başlansın hayatın tüm dramları, sağlık problemleri, vakitsiz kayıplar, istenmeyen yalnızlık, maddi sıkıntılar... ve sonsuza dek sürsün yazılanlar. Böyle düşünmek benim için zorunlu bir hâl aldı artık. Bir dönemeç var önümde bağırmak, uzaklaşmak ve hezeyanlar savurmak farz olmuştur çünkü bana. Kimin umurunda ki ben ? '' Bir yalnız dedi ki: Gittim gerçi insanlara, ama ulaşamadım'' diyor Nietzhsce. Nasılda güzel anlatmış tüm her şeyi, ama ne kadar da basit duruyor. Bu dram sonsuza dek yazılmalı, her dramatik düşünce rearkarnesini bulmalı bir kişide, unutmamalı sadece amacının yazmak olmadığını, bizim amacımız gerçekleri söylemek ve bir uyanış sağlamaktır.
Nereye gidiyorsun biraz daha kal diyemeceksin kimseye hatta yüzlerine bakmaktan çekineceksin, biri sana soru sorduğunda buna şaşıracaksın, zaman senin alehine işlemeyecek sadece, bunun yanı sıra seni zehirlemeye devam edecektir. Ve etrafında bu yaşadıklarına rağmen aşk şarkıları dinleyen, hala aptal saptal sorunları olan insanlar göreceksin, sonra neden benim bu kadar pespaye hayallerin ve kederlerim yok diye soracaksın kendine yalnız dostum. Sorduğun sorulara cevaplar üreteceksin, bununla da yetinmeyip cevaplarının nedenlerini merak edeceksin. Sonrası, sonrası çaresizlik.Dostum, sen şu an belkide yalnız biri değilsin ama olursan eğer bunların hepsini yaşayacaksın bu senin seçimin olmadığı halde.
Nereye gidiyorsun biraz daha kal diyemeceksin kimseye hatta yüzlerine bakmaktan çekineceksin, biri sana soru sorduğunda buna şaşıracaksın, zaman senin alehine işlemeyecek sadece, bunun yanı sıra seni zehirlemeye devam edecektir. Ve etrafında bu yaşadıklarına rağmen aşk şarkıları dinleyen, hala aptal saptal sorunları olan insanlar göreceksin, sonra neden benim bu kadar pespaye hayallerin ve kederlerim yok diye soracaksın kendine yalnız dostum. Sorduğun sorulara cevaplar üreteceksin, bununla da yetinmeyip cevaplarının nedenlerini merak edeceksin. Sonrası, sonrası çaresizlik.Dostum, sen şu an belkide yalnız biri değilsin ama olursan eğer bunların hepsini yaşayacaksın bu senin seçimin olmadığı halde.
25 Nisan 2013 Perşembe
Yarın, Bir Hafta Sonrası
Yarın devam ederdim diyordum fakat öyle olmadı işte. Şu bahar aylarına gıcık oluyorum hemde fena halde. Ne güzel kışın zaten dışarıda fazla insan olmuyor, yağmur, kar yağıyor, herkeste bir umutsuzluk havası oluyor. Ben hep bu halde olduğum için kış bana normal, yaz ise melankolik geliyor. Güneşin açmasıyla piknikler, görüşmeler, hoplamalar ve zıplamalar havada uçuşuyor millette. Ben ise, hala ne yapabilirim, yapmam gerekenler neler...? diye düşünüyorum.
Ve artık olan son umutlarımı 21 yaşına girmeme az kala yitirmeye başladığımı hissediyorum. Ufaklıktan beri arkadaşlarımla bir gülümseyen fotoğrafımı göremezsiniz; çünkü bunu doğam kabul etmiyor. Onca pislik, fitne fesat ve adaletsizlikten sonra nasıl olur da o insanlarla fotoğrafta gülerek, eğlenerek gözükürüm; neden kendime yalan söyleyeyim ki ? Kendi kendime söyleniyorum belki bunları, kimsenin bundan haberi yok. Kimsenin beni salladığı falan da yok zaten. Çünkü ben kimseyi bu zamana kadar kırmaya çalışmadım. Neyim ben; bir derviş miyim? İnsanları sürekli anlamak zorunda mıyım, anladıktan sonra söylediklerinin nedenini öğrenip durumu iyileştirmeye mi çalışmalıyım? Neden sürekli bunu ben yapıyorum; Ben insan değil miyim amına koyayım?
Ettiğim yeminlerin sayısı çok fazla ama geçerliliği devan eden 1-2 tanedir sadece. Çünkü sürekli umutla kalkıp binlerce gün aynı istemediğim sonucu alıyorum. Vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiştir, bazı şeyleri kabul etmek gerekir. Hayatta yalnız yaşaması gereken insanlarda var demek ki ve ben bu insanlardan biriyim maalesef. Ayrıca anlayamıyorum da yaptıklarımı, bunca iğrenç insanları neden anlamaya çalışıyorum ve durumu iyileştirmeye çalışıyorum: Asaletse böyle asalet olmaz olsun, bu bir soyluluksa böyle soyluluk olmaz olsun. Gözlerim dünyaya kapandığı an ben kim olacağım acaba? Bir şeyler anlatılacak değerde bir insan göremiyorum artık. Bu durum beni benle baş başa bırakıyor. Size değil kendime anlatıyorum. Siktirin gidin. Artık umutlanmak istemiyorum; sizleri kafamda belirledim ve bir cahillik ise onuda kabul ederek, değerinizi hiç değiştirmeyeceğim.
Ve artık olan son umutlarımı 21 yaşına girmeme az kala yitirmeye başladığımı hissediyorum. Ufaklıktan beri arkadaşlarımla bir gülümseyen fotoğrafımı göremezsiniz; çünkü bunu doğam kabul etmiyor. Onca pislik, fitne fesat ve adaletsizlikten sonra nasıl olur da o insanlarla fotoğrafta gülerek, eğlenerek gözükürüm; neden kendime yalan söyleyeyim ki ? Kendi kendime söyleniyorum belki bunları, kimsenin bundan haberi yok. Kimsenin beni salladığı falan da yok zaten. Çünkü ben kimseyi bu zamana kadar kırmaya çalışmadım. Neyim ben; bir derviş miyim? İnsanları sürekli anlamak zorunda mıyım, anladıktan sonra söylediklerinin nedenini öğrenip durumu iyileştirmeye mi çalışmalıyım? Neden sürekli bunu ben yapıyorum; Ben insan değil miyim amına koyayım?
Ettiğim yeminlerin sayısı çok fazla ama geçerliliği devan eden 1-2 tanedir sadece. Çünkü sürekli umutla kalkıp binlerce gün aynı istemediğim sonucu alıyorum. Vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiştir, bazı şeyleri kabul etmek gerekir. Hayatta yalnız yaşaması gereken insanlarda var demek ki ve ben bu insanlardan biriyim maalesef. Ayrıca anlayamıyorum da yaptıklarımı, bunca iğrenç insanları neden anlamaya çalışıyorum ve durumu iyileştirmeye çalışıyorum: Asaletse böyle asalet olmaz olsun, bu bir soyluluksa böyle soyluluk olmaz olsun. Gözlerim dünyaya kapandığı an ben kim olacağım acaba? Bir şeyler anlatılacak değerde bir insan göremiyorum artık. Bu durum beni benle baş başa bırakıyor. Size değil kendime anlatıyorum. Siktirin gidin. Artık umutlanmak istemiyorum; sizleri kafamda belirledim ve bir cahillik ise onuda kabul ederek, değerinizi hiç değiştirmeyeceğim.
17 Nisan 2013 Çarşamba
Nereye bakmayı denediysem bakamadım
Giriş kısmı ne kadar sıkıntılı bir bölüm. Nasıl başlasam, nasıl bağlasam.....Ne anlatacağım ki? diye sorular sormaktan vazgeçemiyor insan. Aslında her konudan bahsedebiliriz.
İşte yazma yetisinin gelişip gelişmemesiyle alakalı bir durum bu. Yazarlık nedir? diye soruyorum kendime. Ve verdiğim cevap şu oluyor: Düşündüklerini ''net'' olarak aktarma sanatı. Bu nasıl mı gelişiyor?-Doğru kelimeleri arayarak. Tabi ki netlik ölçüsünün de dereceleri vardır. Ama bu derece anlatılanı aklımızda tasavvur etmeye yetecek noktada değilse netlikten bahsedilemez. Sonuç: Yazar, anlattıklarını tasavvur etmemizi sağlayan kişidir.
Bugün çok dağınıktı kafam. Nereye bakmayı denesem bakamadım. Neden böyle oldum ben diye düşünüyorum; Nihilist mi oldum acaba, yoksa yorgunluk mu bu sadece? Otobüsler daha doğrusu yolculuklar beni hep inanılmaz bir sonsuzluğa, başıboşluğa itiyor. Dışarı bakıyorum. Ve insanların hepsi çok basit geliyor; Sokaklar, arabalar, dilenciler ve ağlayan insanları gözüme çarpıyor. Ben hiç bu kadar doğaya yakın olamadım; çocukluğumdan sonra sokakta ağladığımı; kavga, kızlara sarkıntılı ettiğimi....hatırlamıyorum.Bu durumun nedeni sadece bu. Ve inanır mısınız bunu şu an fark ediyorum.
Devam edecektim fakat biri beni susturdu. Yarın devam edersin diyor.
İşte yazma yetisinin gelişip gelişmemesiyle alakalı bir durum bu. Yazarlık nedir? diye soruyorum kendime. Ve verdiğim cevap şu oluyor: Düşündüklerini ''net'' olarak aktarma sanatı. Bu nasıl mı gelişiyor?-Doğru kelimeleri arayarak. Tabi ki netlik ölçüsünün de dereceleri vardır. Ama bu derece anlatılanı aklımızda tasavvur etmeye yetecek noktada değilse netlikten bahsedilemez. Sonuç: Yazar, anlattıklarını tasavvur etmemizi sağlayan kişidir.
Bugün çok dağınıktı kafam. Nereye bakmayı denesem bakamadım. Neden böyle oldum ben diye düşünüyorum; Nihilist mi oldum acaba, yoksa yorgunluk mu bu sadece? Otobüsler daha doğrusu yolculuklar beni hep inanılmaz bir sonsuzluğa, başıboşluğa itiyor. Dışarı bakıyorum. Ve insanların hepsi çok basit geliyor; Sokaklar, arabalar, dilenciler ve ağlayan insanları gözüme çarpıyor. Ben hiç bu kadar doğaya yakın olamadım; çocukluğumdan sonra sokakta ağladığımı; kavga, kızlara sarkıntılı ettiğimi....hatırlamıyorum.Bu durumun nedeni sadece bu. Ve inanır mısınız bunu şu an fark ediyorum.
Devam edecektim fakat biri beni susturdu. Yarın devam edersin diyor.
16 Nisan 2013 Salı
O kişi içimde ki
Tekrar yanındayım içimdeki ses. Senden ne kadar kaçmak istesem de bunu beceremiyorum ne yazık ki. Hep yanımda mı olacaksın? Hiç güzel şeylerden bahsetmeyecek misin? Bahsettiğin güzel şeyler ne zaman yalan, boş hayaller olmayacak? Ne zaman gözüme açık ve net gözükecek ilerisi? Yine de senden başka bir dost göremiyorum. Haklısın durum bu kabullenmek gerekli. Seninde elinden bir şey gelmiyor bunu anlamalıyım.
O benim içimde ve sürekli doğruları söylüyor; ama bu doğrular sadece benimle ilgili. Başka zamanda konuşmuyor zaten. Onun dediklerini yok saydığım çok zaman olmuştu. Şimdilerde onu dinliyorum sürekli; bana bir çıkış yolu sunmuyor, hatta belirsizlikleri gösteriyor desem yanlış olmaz. Doğru olanda bu zaten ilerisi için hiçbir şey belli değil. Ve bazen başka insanlara kulak vermeyi yeğliyorum. Baş başa kaldığımızda dediklerimde haklı olduğumu görmüyor musun? diyor. Ve uzaklaşıyor hemen oradan. Kendi kendime konuşuyorum saatlerce; yeni yeminler türetiyorum, tanımlar yapıyorum kendime. Sonra ne mi oluyor? Her şey olduğu gibi kalıyor.
Onun bana dayattığı kuralları saysam, bazı kısımları çok komik olur. Diğer kısımlar ise, çoğu uygulanması imkansız sözlerden ibarettir. Bir kaçını sıralayayım: Hiç bir zaman sohbeti başlatan, söz açan sen olma. Gereksiz konuşan insanların saçmaladıklarını fark ettirecek sözler söyle, Hiç bir zaman ağlama.(bunu senelerdir uyguluyorum), Hiç bir zaman yalnız kalma; kalsan bile bir meşgale bul kendine ve onunla uğraş, Gününün en az 5 saatini öğrenmeye ayır...Doğruları söylediğini fark ettiniz mi sizde? Bence bunların hepsi doğru. Ve ona yabancı kalmayı değil onunla arkadaş olmayı başarabilirsem eğer benim içim eminim ki huzurla dolacaktır.
O benim içimde ve sürekli doğruları söylüyor; ama bu doğrular sadece benimle ilgili. Başka zamanda konuşmuyor zaten. Onun dediklerini yok saydığım çok zaman olmuştu. Şimdilerde onu dinliyorum sürekli; bana bir çıkış yolu sunmuyor, hatta belirsizlikleri gösteriyor desem yanlış olmaz. Doğru olanda bu zaten ilerisi için hiçbir şey belli değil. Ve bazen başka insanlara kulak vermeyi yeğliyorum. Baş başa kaldığımızda dediklerimde haklı olduğumu görmüyor musun? diyor. Ve uzaklaşıyor hemen oradan. Kendi kendime konuşuyorum saatlerce; yeni yeminler türetiyorum, tanımlar yapıyorum kendime. Sonra ne mi oluyor? Her şey olduğu gibi kalıyor.
Onun bana dayattığı kuralları saysam, bazı kısımları çok komik olur. Diğer kısımlar ise, çoğu uygulanması imkansız sözlerden ibarettir. Bir kaçını sıralayayım: Hiç bir zaman sohbeti başlatan, söz açan sen olma. Gereksiz konuşan insanların saçmaladıklarını fark ettirecek sözler söyle, Hiç bir zaman ağlama.(bunu senelerdir uyguluyorum), Hiç bir zaman yalnız kalma; kalsan bile bir meşgale bul kendine ve onunla uğraş, Gününün en az 5 saatini öğrenmeye ayır...Doğruları söylediğini fark ettiniz mi sizde? Bence bunların hepsi doğru. Ve ona yabancı kalmayı değil onunla arkadaş olmayı başarabilirsem eğer benim içim eminim ki huzurla dolacaktır.
15 Nisan 2013 Pazartesi
Doğa ve İnsan
Bugün mükemmel bir güne uyanmadım; hatta geç bile kalktım. Dün ders çalışacağım diyordum ya çalışmadım. Ancak bu sabah 9 da bakabildim biraz oda işime yaramadı zaten; sınavdan kötü bir not alacağım büyük ihtimalle.
Neden bahsedeceğimi bilemiyorum şu an. Neden dem vursam...Ne anlatsam ? Belirsizliklerden bahsedeyim öyleyse. ''Doğanın şartları'' çok büyük bir anlam uyandırmıyordu bende ta ki bir soruyu görene kadar. Sonrasında Adolf Hitler' in hayatını bu doğanın şartlarına göre şekillendirdiğini öğrendim. Ve gerçekten doğanın koşullarına göre etkiler bırakmışsa insanlığa( yani ona göre bir dinsel safsata) bu nasıl bir çirkinliktir. Gerçekten söyledikleri yaptıkları doğanın şartlarına uygun. Bir kişi güçsüzse, ezilmek zorundadır yada yok olmak. Bu durumun tek bir açıklaması olabilir: İnsan değil de bir hayvan olduğunu kabul etmek. İnsan olmanın farklı bir getirisini sadece çok az insanda görebiliyoruz. Gerisi dürtüleriyle hareket eden hayvanlardan başka bir şey değiller. İnsan olmaya en yakın varlıklar ise, düşünürlerdir. Zira düşünme eylemini en çok gerçekleştiren onlardır. Bizi ayıran en önemli faktörü en çok kullanmak bizi daha insansı yapar. Fakat Türkiye' de düşünceye dair hiçbir şey göremezsiniz. İnsanların %90' ı söylenenleri tekrar eder. Ve batıl inançları, saçma düşünceleri sarsılmaz kutsal değerlere çevirirler. Gerçekten mantıklı konuşursanız ne diyor bu ? deyip sizinle dalga geçerler. Hayat bu kadar basittir onlara göre yemeğini ye uykunu al gerisi tamamen gereksiz. Gözlemlerime göre bu insanların psikolojilerinde herhangi bir bozulma olmaz. Çünkü hayvan olmayı kabullenmeyen insanların psikolojisi bozuluyor; bir nevi boyut atlama döneminde gerçekleşen depresyon sayılabilir.İnsan ne yazık ki bir hayvandan farksız değil. Bu kadar basit olmamalı sözümü üçüncü günde açıklamayı doğrusu bende ummuyordum. Ve büyük çaplı insan olma anlamında farklılaşma çabası henüz Dünya tarihinde gerçekleşmemiştir. Nedir bu çaba ne olabilir ve yahutta? Şöyle sıralayabiliriz; İnsanların her biri günde en az 2 saat kitap okumalı,1 saatini düşüncelerini anlatan bir yazı yazmaya ayırmalı. Coğrafya ve Felsefe konusunda tüm insanlar yeterli ölçüde yani çevresini ve insanı anlayacak kadar bilgiye sahip olmalı. Durum böyle olursa eğer kimse kukla olmayacaktır. Her kitap kendi düşüncelerini yansıtan biridir.Ancak herkes bu düşünceleri okuyarak kendi düşünme yeteneğini geliştirir; okuduklarını tekrar etmez hatta hatırlamaz bile. Şu anda durum ise, çok berbat bir vaziyette şunu diye bilirim ki insan olarak yaşayan insan sayısı Dünya' da % 5 civarındadır. Ha şunu da bildireyim insan söylediklerimi yaptığı zaman tamamen bir değişim geçirmez; bir yanı hep hayvan(dürtülere göre hareket eden) kalacaktır. Ama ulaşabildiği insansı mertebe emin olun ki çok şeyi değiştirecektir.
Neden bahsedeceğimi bilemiyorum şu an. Neden dem vursam...Ne anlatsam ? Belirsizliklerden bahsedeyim öyleyse. ''Doğanın şartları'' çok büyük bir anlam uyandırmıyordu bende ta ki bir soruyu görene kadar. Sonrasında Adolf Hitler' in hayatını bu doğanın şartlarına göre şekillendirdiğini öğrendim. Ve gerçekten doğanın koşullarına göre etkiler bırakmışsa insanlığa( yani ona göre bir dinsel safsata) bu nasıl bir çirkinliktir. Gerçekten söyledikleri yaptıkları doğanın şartlarına uygun. Bir kişi güçsüzse, ezilmek zorundadır yada yok olmak. Bu durumun tek bir açıklaması olabilir: İnsan değil de bir hayvan olduğunu kabul etmek. İnsan olmanın farklı bir getirisini sadece çok az insanda görebiliyoruz. Gerisi dürtüleriyle hareket eden hayvanlardan başka bir şey değiller. İnsan olmaya en yakın varlıklar ise, düşünürlerdir. Zira düşünme eylemini en çok gerçekleştiren onlardır. Bizi ayıran en önemli faktörü en çok kullanmak bizi daha insansı yapar. Fakat Türkiye' de düşünceye dair hiçbir şey göremezsiniz. İnsanların %90' ı söylenenleri tekrar eder. Ve batıl inançları, saçma düşünceleri sarsılmaz kutsal değerlere çevirirler. Gerçekten mantıklı konuşursanız ne diyor bu ? deyip sizinle dalga geçerler. Hayat bu kadar basittir onlara göre yemeğini ye uykunu al gerisi tamamen gereksiz. Gözlemlerime göre bu insanların psikolojilerinde herhangi bir bozulma olmaz. Çünkü hayvan olmayı kabullenmeyen insanların psikolojisi bozuluyor; bir nevi boyut atlama döneminde gerçekleşen depresyon sayılabilir.İnsan ne yazık ki bir hayvandan farksız değil. Bu kadar basit olmamalı sözümü üçüncü günde açıklamayı doğrusu bende ummuyordum. Ve büyük çaplı insan olma anlamında farklılaşma çabası henüz Dünya tarihinde gerçekleşmemiştir. Nedir bu çaba ne olabilir ve yahutta? Şöyle sıralayabiliriz; İnsanların her biri günde en az 2 saat kitap okumalı,1 saatini düşüncelerini anlatan bir yazı yazmaya ayırmalı. Coğrafya ve Felsefe konusunda tüm insanlar yeterli ölçüde yani çevresini ve insanı anlayacak kadar bilgiye sahip olmalı. Durum böyle olursa eğer kimse kukla olmayacaktır. Her kitap kendi düşüncelerini yansıtan biridir.Ancak herkes bu düşünceleri okuyarak kendi düşünme yeteneğini geliştirir; okuduklarını tekrar etmez hatta hatırlamaz bile. Şu anda durum ise, çok berbat bir vaziyette şunu diye bilirim ki insan olarak yaşayan insan sayısı Dünya' da % 5 civarındadır. Ha şunu da bildireyim insan söylediklerimi yaptığı zaman tamamen bir değişim geçirmez; bir yanı hep hayvan(dürtülere göre hareket eden) kalacaktır. Ama ulaşabildiği insansı mertebe emin olun ki çok şeyi değiştirecektir.
14 Nisan 2013 Pazar
Bu sefer gündüzken yazacağım
Neden bilmem böyle bir istek geldi birden bire. Yazar olmak için gerekenler diye bir yazı okumuştum ondan olabilir sanırsam; ''yazar olmanın en önemli şartı sürekli yazmaktır.'' diyordu zira. Nelerden bahsedeyim?-Sen söyle. Bilmiyorum nelerden bahsedeceğimi. En basiti bugün yaşadıklarını anlat. Ne lan bu bir rapor mu? Ben hissettiklerimi anlatacağım; en kolay yazı konusu: günlük.
Bugün de değişen pek bir şey yok aslında. Sınava çalışacağım birazdan. Sabah kalktığımda saat on iki buçuktu. Geç kalktığım günlerde her zaman daha aceleci davranırım ben. Bir yere mi yetişiyorum?- Tabi ki hayır. Bunu mantık çerçevesinde yapmıyorum zaten. Ruhum böyle benim. Bir yere yetişmeye çalışıyormuş gibi hareket ederim her zaman. Çok dakikimdir bu yüzden. Bu fena bir özelliktir; beni çıldırtır her seferinde. Öteki türlüsü daha fena olurdu belki bilmiyorum. Ben her defasında geç kalmam bir şeye. Ama bu sadece ulaşmak bakımından böyledir; ders konularını yetiştiririm, sınava, arkadaşlarımla buluşacağım yere zamanında giderim; Ama konuların hepsini tam anlamamışımdır, ne konuşacağımı ne yapacağımızı tam olarak belirleyememiş vaziyetteyimdir. Bu demek oluyor ki kendime çok kötü şekilde davranııyorum, saygısızlık yapıyorum; ama kimseyi engellemek istemiyorum. Ben böyle bir karakterim işte; insanlara hassasiyetle, kendime karşı umarsızca yaklaşırım. Geçen bir söz gördüm Facebook' ta, Dostoyevski'ye ait miş; Neydi dur bir bakayım."Herşeyden öte, kendine yalan söyleme. Kendine yalan söyleyen ve kendi yalanlarını dinleyen adam, içindeki veya etrafındaki gerçeği ayırt edememe noktasına gelir, ve hem kendine hem başkalarına olan tüm saygısını yitirir. Ve saygısı olmadan sevemez hale gelir." Bu sözü aramak tam 5 dk mı aldı. Bu sözleri okuduğumda daha da iyi anlıyorum bu durumun nedenini. Kendime yalan söylüyorum ve kendi kendimi kandırabiliyorum. Ama insanlar karşısında bu kadar başarılı değilim demek ki veya yalan söylemenin çok zor bir şey olduğunu bildiğimdendir.
Evet bu günlük, günlük yazım bu kadar. Ne diyeyim başka....Etkileyici bir son; Bu kadar basit olmamalı.
Bugün de değişen pek bir şey yok aslında. Sınava çalışacağım birazdan. Sabah kalktığımda saat on iki buçuktu. Geç kalktığım günlerde her zaman daha aceleci davranırım ben. Bir yere mi yetişiyorum?- Tabi ki hayır. Bunu mantık çerçevesinde yapmıyorum zaten. Ruhum böyle benim. Bir yere yetişmeye çalışıyormuş gibi hareket ederim her zaman. Çok dakikimdir bu yüzden. Bu fena bir özelliktir; beni çıldırtır her seferinde. Öteki türlüsü daha fena olurdu belki bilmiyorum. Ben her defasında geç kalmam bir şeye. Ama bu sadece ulaşmak bakımından böyledir; ders konularını yetiştiririm, sınava, arkadaşlarımla buluşacağım yere zamanında giderim; Ama konuların hepsini tam anlamamışımdır, ne konuşacağımı ne yapacağımızı tam olarak belirleyememiş vaziyetteyimdir. Bu demek oluyor ki kendime çok kötü şekilde davranııyorum, saygısızlık yapıyorum; ama kimseyi engellemek istemiyorum. Ben böyle bir karakterim işte; insanlara hassasiyetle, kendime karşı umarsızca yaklaşırım. Geçen bir söz gördüm Facebook' ta, Dostoyevski'ye ait miş; Neydi dur bir bakayım."Herşeyden öte, kendine yalan söyleme. Kendine yalan söyleyen ve kendi yalanlarını dinleyen adam, içindeki veya etrafındaki gerçeği ayırt edememe noktasına gelir, ve hem kendine hem başkalarına olan tüm saygısını yitirir. Ve saygısı olmadan sevemez hale gelir." Bu sözü aramak tam 5 dk mı aldı. Bu sözleri okuduğumda daha da iyi anlıyorum bu durumun nedenini. Kendime yalan söylüyorum ve kendi kendimi kandırabiliyorum. Ama insanlar karşısında bu kadar başarılı değilim demek ki veya yalan söylemenin çok zor bir şey olduğunu bildiğimdendir.
Evet bu günlük, günlük yazım bu kadar. Ne diyeyim başka....Etkileyici bir son; Bu kadar basit olmamalı.
13 Nisan 2013 Cumartesi
Sana ithafen
Evet sevgili dostlarım. Dostlarım derken hangi dosttan bahsettiğimi bende bilmiyorum ya her neyse. İçimde bir yerlerde beni dinleyen usta yazar sana ithafen yazılıyor bunların hepsi. Ne bekliyorsun ki benden?-Bilmem. Ne diye kafamı kurcalıyorsun yaz bir şeyler işte diye. Al geldim buraya yine gevezeliğim tuttu konuşuyorum kendimle. Samimiyim en azından değil mi ? Saçmalarken herkes samimidir; ama emin olun sürekli saçmalamayacağım. Samimi olarak anlatılmayan her şey emin olun ki kimseyi düşünmeden ve elden hiç bir şeyin gelmeyeceğini öngörerek gerçekleştirilmiştir.
İnsanlık tarihinin gelişimi bir acı, utanç mıdır esasında? Yoksa, efsanevi olaylar şeklinde gelişen bir destan mıdır? Marco Polo'nun geziler kitabı, coğrafi keşifler, Avrupa'nın diğer uygarlıklardan öğrendiklerini geliştirmeleri. Ve günümüzde hala gelişmekte olan nedir? İnsanlık değil elbette. İnsan, hala aynı insan bir nebze olsun değişmedi. Peki gelişen nedir? Bana bunun cevabını verin. Ülkeler, teknoloji, sanayi, bilim.... Yok olan ise, doğa; yani çarkı döndüren en önemli varlık. Onu yok etmeye mi çalışıyoruz? Gelişmeye mi? İhtiyaç fazlası üretimler; milyonlarca insan açlıktan ölüyor. İnsan denilen şey gerçekten hayvanlardan daha acımasız ve düşüncesiz; oysa ki düşünmek bizi hayvanlardan ayıran özelliğimiz değil mi ? Ve hiç kimsenin bunları düşünmesine fırsat verilmiyor. Düşünmemize fırsat verilmiyor çünkü. Okul, Aile, İş, İlişkiler bunların hepsi tamamen bir problem. Yani bizi bize unutturan şeyler. Ve gelişiyormuş gözünü sevdiğim dünyam. Şu an keyif çatıyor, yatağımda yatıyor olabilirim. Bu onların bana sağladığı bir kolaylıkta olabilir. Ama doğanın yok olması, dengelerin bozulması insanlığa zarar verecek.Bu şimdi olmuyor diye susamam.
Her gün anlatacağım işte böyle. Orada buradan. Ne gelirse aklıma. Gelmezse de bekleyeceğim. Bu istikrarı kısa bir süre sağlasam bile bir şeydir benim için.Keşke bu kadar basit olmasaydı deyip uzaklaşıyorum. Düşünün bakalım olmayan kimseler.
İnsanlık tarihinin gelişimi bir acı, utanç mıdır esasında? Yoksa, efsanevi olaylar şeklinde gelişen bir destan mıdır? Marco Polo'nun geziler kitabı, coğrafi keşifler, Avrupa'nın diğer uygarlıklardan öğrendiklerini geliştirmeleri. Ve günümüzde hala gelişmekte olan nedir? İnsanlık değil elbette. İnsan, hala aynı insan bir nebze olsun değişmedi. Peki gelişen nedir? Bana bunun cevabını verin. Ülkeler, teknoloji, sanayi, bilim.... Yok olan ise, doğa; yani çarkı döndüren en önemli varlık. Onu yok etmeye mi çalışıyoruz? Gelişmeye mi? İhtiyaç fazlası üretimler; milyonlarca insan açlıktan ölüyor. İnsan denilen şey gerçekten hayvanlardan daha acımasız ve düşüncesiz; oysa ki düşünmek bizi hayvanlardan ayıran özelliğimiz değil mi ? Ve hiç kimsenin bunları düşünmesine fırsat verilmiyor. Düşünmemize fırsat verilmiyor çünkü. Okul, Aile, İş, İlişkiler bunların hepsi tamamen bir problem. Yani bizi bize unutturan şeyler. Ve gelişiyormuş gözünü sevdiğim dünyam. Şu an keyif çatıyor, yatağımda yatıyor olabilirim. Bu onların bana sağladığı bir kolaylıkta olabilir. Ama doğanın yok olması, dengelerin bozulması insanlığa zarar verecek.Bu şimdi olmuyor diye susamam.
Her gün anlatacağım işte böyle. Orada buradan. Ne gelirse aklıma. Gelmezse de bekleyeceğim. Bu istikrarı kısa bir süre sağlasam bile bir şeydir benim için.Keşke bu kadar basit olmasaydı deyip uzaklaşıyorum. Düşünün bakalım olmayan kimseler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)